10 Mayıs 2018 Perşembe

Bir Kuarkla Söyleşi

Bir Kuarkla Söyleşi;
- Yalnız geldiğiniz için teşekkür ederim, uzaklaşmanın sizin için ne kadar zor olduğunu biliyorum.

“Özgürlüğün gücü tahrip edecek kadar büyük olabilir” demiştiniz; ama burada bulunmaktan çok memnunum.

- Kaydetmek için soruyorum, nötronlar ve protonlar kuarklardan mı oluşuyor?


Evet, yukarı ve aşağı kuarklardan. Ben bir yukarı kuarkım.

- Yani artık doğaya bakışımız bir zamanlar olduğu basitlikte değil.

19. yüzyılın son on yılında, güzel ve basit bir Evren’de yaşadığımız düşünülüyordu; proton, nötron ve elektronlardan yapılmış bir Evren; ama bu Evren umutların ve düşlerin üzerine kurulmuştu, gerçekliğin değil.

- Ve siz gerçeksiniz?

Sizin kadar gerçeğim.

- Neden birçok fizikçi başlarda sizin varlığınıza inanmakta gönülsüzdü?

Bazen övünerek ortaya koyduğunuz yeni fikirlere karşı gösterilen kaprisli hoşgörüsüzlüğü anlamak oldukça zordur. Ben o zamanlar köklü iki inanca meydan okuyordum.

- Terk etmeye gönülsüz olduğumuz inançlara mı?

Sizi ilerilere taşıyan düşünceleri bırakmak zor olur. Nötron ve protonun atomun temel yapıtaşları olduğunu ve bunların daha küçük başka şeylerden oluşmadığı düşüncesinden vazgeçmek, vücudunuzun bir parçasından vazgeçmeye benziyordu.

- Gerçekten de kulağa biraz aşırı geliyor.

Öyle. Nesiller boyunca geliştirilen bir inanç, yemek gibi, su gibi temel hale gelir. Biri olmazsa bedenimiz ölür; öteki olmazsa zihniniz solar.

- Yeni buluşlar yapıldıkça Evren modelimiz sürekli evriliyor.

Tuval değişiyor ama şövale (destek sehpanız) hep aynı kalıyor.

- Hangi anlamda?

Örneğin süper kütleli bir karadeliği konuk eden genç bir gökada gibi bir kuasarı düşünelim ya da gözlediğiniz enerjiyi açıklamak için başka bir modele başvuralım. Modelleri değiştirmek, tıpkı tuvali değiştirmek gibidir; ama altta yatan fizik, kuramlarınızın temel ilkeleri , tuvalin konduğu şövale gibidir, çok daha az değiştirilir.


- Ne değişti, ya da şöyle söyleyeyim, zihinlerimizi ne değiştirdi?

Direnişin dokusu, giderek artan kuramsal ve deneysel kanıtların ağırlığını göğüslemekte ince kaldı. Belki daha önemlisi, yeni bir güzellik ve yalınlığın ortaya çıkmış olmasaydı.

- Bunu açıklayabilir misiniz?

İzlenimciler, ani bir başarı elde etmediler; ama zaman büyüsünü kullandı ve yarattıkları hayranlık uyandırır hale geldi. Fizik de sıklıkla benzeri bir fırçayla resim yapar. Yeni fikirler, nahoş ve yabancı görünürler; ancak teninizden geçip ruhunuzda yer ettikten sonra, yeni bir güzellik ortaya çıkar. Bu doğaya bakmanın yeni ve harika bir yoludur. Size sadece daha iyi bir bakış kazandırmaz, aynı zamanda daha derinleri görmenizi olanaklı kılar.

- Sanki güzelliğin fizikte önemli olduğunu söylüyor gibisiniz….

Fizik için güzelliği anlamı, F’nin ma için anlamı gibidir.

- Bunu biraz açıklar mısınız, lütfen?

Newton’un hareket yasası F=ma’dır ya da başka bir biçimde söylersek, kuvvetin, kütleye ivmenin çarpımına eşit olmasıdır. Bu yasa, en önemli olmasa da bulduklarınızın en önemlilerinden biriydi, ürettiğiniz tek kazançtı.

- Fiziğin en önemli kısmının, deneylerin sonuçlarını açıklamak olduğunu düşünüyordum.

Elbette, ama bunu içsel olarak yapacak kadar akıllı değilsiniz.

- Ne demek istediniz?

Nehre gelirseniz, köprü inşa edersiniz.

- Bazen.

Onu tasarlayabilirsiniz, ama bazı temel ilkelere başvurmak zorundasınızdır, deneyerek bulduklarınıza ya da doğa yasalarına dayanmak zorundasınızdır ve her şeyi matematiksel denklemlere indirgersiniz. Kirişleri ne genişlikte ve halatları ne kalınlıkta yapacağınızı bulmak için bu denklemleri çözersiniz .İlk kez nehre bakamıyorsunuzdur; acilen özellikleri kaydetmeniz gerekir. İçsel derken kastettiğim budur.

- Anlıyorum, ama bizim konuştuğumuz güzellikle bunun ne ilgisi var?

Doğayı içsel olarak anlayamadığınız için, yol gösterici ilkelere başvurmanız gerekiyor. Yalınlık , yüzyıllardır size yol gösteren bir ilkedir.

- Occom’un usturası gibi.

Evet, ama basit bir seçime gönderme yapmıyorum, bizlere genel bakışınızdaki seçimi tanımlıyorum.

- Bize derken?

Yalnızca kuarklara değil, genelde doğaya.

- Ve güzellik?

Bu sizin en büyük değerlerinizden birisidir. Yarattığınız bereketli dehşete rağmen, kuramlarınızda büyük bir güzellik vardır.Başarınızı böylesine değerli kılan şey , bizi anlayabilmeniz değildir; güzelliği bir yol gösterici ilke olarak kullanmanız ve gerçeğin limanına onunla gitmenizdir.

- Güzellik nedir?

Bunu size söyleyemem ; ama talihliyseniz, onu gördüğünüzde anlarsınız.

- Güzellik kesinlikle göreli bir kavramdır, birinin güzellik gördüğü yerde, diğeri çirkinlik görebilir.

Elbette, insanoğlusunuz, asla göremeyeceğiniz, hızlarına asla ulaşamayacağınız, enerjilerini hiç anlayamayacağınız ve ölçülerini düş gücünüzün bile kavrayamayacağı parçacıklarla boğuşuyorsunuz. Eğer güzellik bir cümleyle açıklayabileceğim biçimde tanımlı olsaydı, bizi anlamanıza küçük bir yardımı dokunabilirdi. Farklılığa, kendinize meydan okumaya, eski ve yeni kavramları sorgulamaya ve başka birinin çirkinlik gördüğü yerde güzellik görmeye gereksiniminiz var.

- Anlamaya başlıyorum

İyi.


- Peki, benim basit proton görüşüm kesinlikle değişti, ne düşünmem gerektiğini şöyle böyle bilebiliyorum.

Protonu düşündüğünüzde, coşkulu, heyecan verici bir dans içinde, her zaman gluon değiştokuşu yapan, hepsi de aynı ritimde atan üç kuarkı gözünüzün önüne getirin. Gluonların kendi içinde etkileşimli olduğunu düşünün: Mücadeleye katılırlar, kendi Gluonlarını yaparlar, bu arada fotonlar da tıpkı bir partide aralarında etkileşim olmaksızın bir konuktan bir başka bir konuğa doğru yönelen garsonlar gibi, kuarkların yükleri tarafından yaratılır.

- Dehşet bir şey!

Evet…Ve güzel.

- Gönderme yaptığınız güzellik bu muydu?

Evet, protonun yapısını ve diğer birçok şeyi açıklamak için doğayı yeni bir ışık altında anlamanız gerekir. Bir zamanlar farklılık gördüğünüz yerde, şimdi eşdeğerlik görmek zorundayız. Doğanın kendi çocuklarına karşı taşıdığı, derin ve gittikçe yayılan, demokratik bakışı anlamanız gerekir. Onun ruhunun iç işleyişini gördüğünüzde, güzel bir şey görüyorsunuzdur.

- Önceleri, atomların maddenin yapıtaşları olduğunu düşünüyorduk, sonra bunun yanlış olduğunu anladık; sonra nötronların, protonların ve elektronların yapıtaşları olduğuna inanmaya başladık. Şimdi bunun da kusurlu bir düşünce olduğunu ve nötronların da kuarklardan oluştuğunu görüyoruz. Yani, sizin de daha küçük şeylerden oluşuyor olabilir misiniz?

Pek çok şey mümkün.

- Hangisinde haklı olduğumuzu nasıl öğrenebileyeceğiz?

İnanmak zorundasınız. Gerçeğin her bir gramını özümseyene kadar, ondaki müziğe inanarak, kendi modellerinizi dinleyin. Ardından, notaların düzleştiğini hissettiğinizde daha iyi bir şeyler besteleyebilirsiniz, bu onun ruhudur.

- İkinci keredir, bana inanç sahibi olmaktan söz ediliyor.

İnanç, din adamında olduğu gibi, fizikçiler için de güçlüdür; faklılık nerede durduğunuza bağlıdır. Klasik mekaniğin yasalarına, coşkuyla inandınız, inancınız oradaydı ve doğa, Evren hakkında önceki bin yıllar içinde gün ışığına çıkartılamamış şeylerden daha fazlasını anlamamıza izin verdi. 19.yüzyıl kendisini 20.yüzyıla aktarırken, inancınız sert krizler yaşadı; kuramlarınız artık sizin yaptığınız gözlemleri açıklayamıyordu. Hiç kimse Güneş’in muazzam gücünün kaynağını anlayamıyordu. Hidrojenin spektrumu diğer atomlarınkiler gibi, çoğu parlak düşünürünüzü şaşkına çeviriyordu. Maddeden yayılan bir enerji bulunmuştu. Bu öylesine gizemliydi ki, bunlara X-ışınları demekten daha iyi bir şey yapamadınız. İşler o kadar kötüydü ki, kor halindeki sıcak ocak demirinden yayılan ışığı bile açıklayamıyordunuz.

- Peki ne oldu?

Sonunda, bazı eski kavramlarınızı terk etmek zorunda kaldınız. İnancınızı doğal düzene uydurmak zorundaydınız. Fakat aynı zamanda fark ettiniz ki; inancınızın bir bölümü, yanlış sunağa yerleştirilmişti.

- Neleri koruyup,neleri terk edeceğimizi nasıl bilebiliriz?

Bunların çoğunu bilemezsiniz. Zaman zaman birileri çıkar ve karanlığa bir ışık getiriverir.

- Sonra hepimiz onu görebiliriz

Evet, öyle.

* Richard T.Hammond / Kuarklardan Kara Deliklere Evrenle Söyleşiler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder